Avunduk: “Firmamızı bir adım daha öteye taşıdık”

Yıllar süren hazırlıklar, özverili yatırımlar ve zorlu bir bürokrasi… Hellimin Avrupa yolculuğunda Kıbrıslı üreticiler için her adım emek ve sabır gerektirdi. Ocak ayında Avrupa Birliği’nden PDO tescilini alan Avunduk Süt Ürünleri, bu süreci başarıyla tamamlayan az sayıdaki firmadan biri oldu.
Sektör için büyük bir adım olan bu gelişmeyi, sürecin öncülerinden biri olan Avunduk Süt Ürünleri Direktörü Meriç Avunduk ile konuştuk. PDO’nun getirdiği fırsatlar kadar zorlukları da masaya yatırdık.
Sürecin mutfağında neler yaşandı? Üretim tarafında hangi dengeler değişti? Ve en önemlisi: Bu tescil gerçekten üreticiye ne kazandıracak? Bu soruları firmanın direktörü Meriç Avunduk’a sorduk.
“Firmamızı bir adım daha öteye taşıdık”
Öncelikle yerli üretimin öncülerinden olan Avunduk Süt ürünleri yani Meriç hellimleri ocak ayında AB Menşe İsmi Korumalı Ürün (PDO) sertifikası alarak hem firma bilinirliğini hem de ürün bilinirliğini bir adım öteye taşıdı. PDO sürecine entegrasyon konusunda işletme olarak ne gibi adımlar attınız?
PDO sürecine başlayalı uzun yıllar oldu. PDO sürecinin başlangıcı Avrupa Birliğinin hellim ürününü Kıbrıs adasına tescillemesiydi. Ancak tabi gelirken bazı kurallar içerisinde geldi. Bu genel olarak hijyen, kalite, hijyenik üretim ve ürünün teknik özelliklerini getirdi. Biz kendi firmamızın özelinde bir yatırım veya değişikliğe gitme gereksinimiz olmadı. Çünkü hali hazırda BRC belgemiz vardı. BRC gıda alanında alınabilecek en yüksek hijyen ve kalite sertifikasıdır. Avrupa Birliğinin hijyen şartları BRC ile uyumluydu. Bu yüzdendir ki bu şartlara uygunduk. 2018 yılında BRC belgesini aldığımızda 2025 yılına kadar bu süreç işledi ve biz bu şartlara uygun bir biçimde PDO sertifikasını alarak firmamızı bir adım daha öteye taşıdık.
PDO kriterlerini karşılamak sizin için ne kadar maliyetli oldu? Devletten veya başka kurumlardan destek aldınız mı?
PDO süreci bizde PDO’dan önce başladı. 2010’lardan başlayan bir süreçti. Ancak bu süreçte şunu söylemem gerek ki devletten veya hangi bir kurumdan destek almadık. Kendi öz sermayemizle bu süreci geçirdik. Tabi 5-6 senede 1 çıkan Avrupa Birliğinin hibe programı vardı ama bu devede kulaktı diyebilirim. Şöyle bir şey oldu PDO’yu aldıktan sonra Avrupa Birliği’nin PDO’lu üreticiler diye açtığı hibe destekleri vardı. Sadece oradan bir miktar yardım aldık. Allah isterse bu yardımdan bir makine ihtiyacımız vardı. Bu yıl sonuna kadar bu yardımla temin etmek istiyoruz.
Belgeleri almak için yaşadığınız bürokratik süreçler kolay mıydı? Özellikle KKTC gibi uluslararası tanınırlığı sınırlı bir ülkede bu işlemler nasıl ilerledi?
Yaşadığımız en büyük sorun buydu. Biz bir şekilde yıllarca bu yatırımı yaptık. Avrupa standartlarında hijyen ve kaliteye ulaştık. Ondan fazla ülkeye ihracatı yaptık. Daha sonra Avrupa Birliği geldi ve dedi ki: “Evet, zaten siz tamamsınız, fabrikanızın hijyen ve kalitesi bizim koşullarımıza uygundur.” Tescil de etti. Biz bu kadar zorluğu geçtikten sonra maalesef bürokraside takıldık. Bu süreç çok uzun sürdü. KKTC’nin Avrupa Birliği ile bir bağlantısı olmadığını biliyoruz. Ticaret Odası aracılığı ile iletişimdeydik. Avrupa Birliğinin ülkemizdeki işlerin yavaşlığını bir kez daha yaşadık. Ticaret Odasının buradaki emeği çok fazladır. Ancak süreç çok yavaş çalıştı.
PDO tesciline uygun süt temin etmekte zorlanıyor musunuz? Küçük üreticilerin bu standartlara uyumu ne seviyede?
Burada iki konu vardır. Biri büyükbaş sütü diğeri küçükbaş sütüdür. Kalite olarak bakacaksak bütün adanın sütü PDO’ya uygundur. Şu anda bütün çiftlikler denetlense %90’ı geçecek durumdadır. Buradaki sıkıntı PDO tescilini alan çiftliklerimiz maalesef çok azdır. Buradaki çiftlikleri gelip Avrupa Birliği denetlediği içindir ki, bu süreç şu anda çok yavaşlamış durumdadır. Ancak dediğim gibi ben buradaki çiftliklerin standartlara uygun olduğunu düşünmekteyim. Birçoğu da çok rahatlıkla bu süreci geçecektir. Avrupa Birliği Güney kesimde bu iş için ciddi bir bütçe ayırmıştır ancak burası için de aynı bütçeyi ayırırsa, bizim de hayvan çiftliklerimiz o seviyeye ulaşacaktır.
Koyun-keçi sütü oranı (%51) gibi PDO kriterlerine uyum sağlamak, süt temin maliyetlerinizi etkiledi mi?
Biz PDO’yu aldık ama bize, siz bu ürünleri üretin şu evraklarla yeşil hat tüzüğüyle Güney’e geçirin ve ihracat yapın denmedi. Bu süreç ortada yok. Böyle bir süreç başlamadı. Bu süreç de başlamadığı için de bizim PDO üretimimiz yoktur. Sadece Avunduk Süt Ürünlerinin değil, kimsenin yok. Olamaz da çünkü burada bir bilinmezlik var. Bu ürünlerin sağlık kontrollerini kim yapacak? Ve tabi sonucunda bir sağlık sertifikası verilecek. Kim verecek? Bu bir soru işaretidir. Sertifikayı verdikten sonra Güney’e nasıl geçecek? Bu da soru işaretidir. Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ait limanlardan ihracat yapılabilir. Yani Gazimağusa veya Girne Limanlarından yapamayız. O süreç de net değildir. O yüzden hiçbir firma PDO’lu ürünleri alsa bile Güney’e geçiremez. %51 konusu da geçti ama güncelleniyor. Yaz aylarında %20’lere kadar gerileyeceğini öngörüyoruz. Güney Kesimi de öyle öngörüyor. Büyük ihtimal öyle bir revizasyona gidilecek. Diyelim ki biz PDO üretime başladık, bu rakamlarda bile koyun-keçi olduğunuzda fiyatları artırmak zorunda kalacağız. Çünkü hammaddesi daha pahalı olacak. Tabi fiyat arttığı için de pazarlama sıkıntıları doğacak. Biz zaten bunu sürekli dile getiriyoruz. Bu durumda PDO’lu hellim az üretilecek ve yüksek fiyatta olacak. Hellim muhadili olan grill cheese bizim piyasamızı etkilemektedir. Avrupa ve muadil ülkelerde üretilir ve hellim adı altında satılmaz. PDO kurallarına göre de satılmaz. O yüzden uygun fiyata satılır. Evet, marketlerde hellim bir adım önde olabilir ama yine fiyat odaklı olan hiçbir pazarda grill cheese ile maalesef rekabet edemeyecek. Bu da hellimin geleceği için bir tehlikedir.
PDO sürecinin uzun vadede sektöre sağlayacağı en büyük katkı ne olur?
Türkiye ile Kıbrıs arasında hellim tescili daha önceden alınmıştı. Türkiye dedi ki hellim adı altında bizde üretim yapılmaz, Kıbrıs’ta yapılır. Türkiye’ye gidecek bütün hellimler Kıbrıs’ta üretilmesini mecbur kıldı. PDO ise Avrupa Birliğinin Kıbrıs’a yaptığı bir çalışmadır. Türkiye’yi şundan örnek gösterdim, bir yaşanmışlığımız vardır. Türkiye bunu yaptıktan sonra adaya ciddi bir katkı sağlamıştır. Hellim popülaritesi arttığı zaman Türkiye’deki büyük firmalar hellim üretimi yapmaya başladılar. Tabi sonrasında bize rakip çıktı. Ancak hellim tescilini aldıktan sonra bu firmaların hepsinin hellim üretimi hattı kapandı. Daha sonra geldiler Kıbrıs’taki firmalardan hellim ürettirmeye başladılar ve Türkiye’de pazarlamasını yapıyorlar. Bu da bizim için ek gelir kapısı durumuna geldi. Neden anlattım şunun için; PDO süreci de doğru ilerlerse hem Güney hem de Kuzey için güzel bir katkı sağlayacaktır. Doğru ilerlerse bu ürün sadece Kıbrıs’tan çıkacak. Başka yerlerde hellim adı altında üretim yapılamayacak ve ülkeye bir döviz girdisi sağlanacaktır.








